Hem gezgin hem yerli olmak. İşte bütün mesele bu!

5, 4, 3, 2, 1, BOM!

5, 4, 3, 2, 1, BOM!

2016 Bitmiyordu

Bom… Aslında bu yazıyı yılbaşından bir gün önce bambaşka bir şekilde doldurmayı düşünmüştüm. O gün başka planlar çıktı, yazıyı toparlayamadım. Ertesi günse zaten kıyametler koptu, kafamı ancak bugün toparlayabildim. 2016 ile ilgili biraz güzel şeylerden bahsetmeyi, anılması gerekenleri anmayı düşünüyordum sadece, içimiz dışımız zaten irin içinde diye ama pek öyle olmayacak yine. Elbette ki güzel şeyler de oldu..
 
İyi şeylerle başlayacak olursak, 2016 yılbaşı çok keyifli, çok romantik geçmişti mesela benim için. 11 Ocakta da bitirme projemin sunumuyla beraber mezun oldum Bilkent’ten. Bir buçuk yıl hazırlık, 4 yıl bölüm, 18 yaştan neredeyse 24 yaşa, ömrümün yarısı belki dediğim zaman. Ankara maceram orada bitmiş oldu (Ankara ile ilgili bir yazıda hazırda, düzeltilmeyi bekliyor, yakında). Mezuniyet günü biraz fazla dağıtıp ertesi gün hastanelik olma durumumu saymazsak 🙁 her şey gayet keyifliydi (bölüm canlarım öpüyorum 💋 ). Bir haftalık bir toparlanmanın ardından İstanbul’a döndüm. Kadıköy’üme..
 
 

 İstanbul

Her ne kadar dönmüş olduğuma sevinsem de okulun o yoğunluğundan sonra o kadar boşluk bana yaramadı. Spora yazıldım, bol tiyatro, sinema, bale, sergi, opera, konser yani aklınıza gelebilecek pek çok kültür, sanat etkinliğine gitmeye çalıştım, ki çok da güzel oldu. Sevgilime ve arkadaşlarıma vakit ayırdım. Ama kesmedi desem yalan olmaz, bir nevi işkolik durumu. 3 gün kadar Iksv nin müzik festivalinde Hollandalı bir piyaniste sanatçı asistanlığı yaptım. Sonrasında bir de bienal macerası var o zaten apayrı. Haziran da bir de mezuniyet töreni macerası yaşadık hep birlikte ailem, sevgilim, arkadaşlarım, bütün bir okul.
 

Zamanda Geriye Gider Gibi

Arkasından Kaman- Kalehöyük kazısında yer aldım 7 hafta (Müzesini ve Japon bahçesini ayrıca soranlar oldu, kazılar,antik kentler ve sit alanlarıyla ilgili yazılara da başlayacağım yakında oradan veririm detayları). 7 hafta boyunca sabah 6 da arazide iş başı yapıp (16 metre inip çıktığınız kuzey açma denilen kısımda çalışıyordum ben) öğlen 2 de araziden ayrılıp önce akşam toplantısına günlük sunum hazırlıyorduk. Sonra enstitünün kütüphanesinde sabaha kadar ‘dans’ değil tabi ki. Pazarları izin günümüz olduğundan cumartesi akşamları uzun yemek adını verdikleri şaraplı,bol muhabbetli ve bazen sunumlu 🙁 yemeklerimiz oldu. Ancak hepsinden öte gittiğim ilk hafta telefonum, odamın kapısı durmadan çalındı ve haber geldi. Darbe oluyormuş! Ankara ve İstanbul da ki yakınlarla devamlı iletişim sağlamaya çalışmak, internetimizde sıkıntı olması, ne olacak korkusu… Herkes için korkunç ve sonrası daha da beter hale gelmiş bir geceydi. Hepimizin ortak dönüm noktalarından biri aslında.
 

 Bienal

Kazıdan döndükten sonra bienal başlayana kadar 2 hafta civarı boştum. O sırada da bir takım ailevi mevzularımız vardı, onlara koşturduk. Eylül de bienal eğitimi başladıktan sonra sabah 9 akşam 5 ve hatta bazen arkadaşlarla hafta sonları da buluşarak sanatçıları, eserleri öğrenmeye, tasarım rotalarını ezberlemeye başladık. Bitmiyordu 🙂 1 ayın sonunda herkesin sinirleri çalışmaktan iyice laçkalaştığı sırada bienal de başladı. Sonraki 1 ay boyunca 3. İstanbul Tasarım Bienalin de hem Bomonti Alt hem Galata Rum Okulu hem de İstanbul Arkeoloji müzesinde dönüşümlü olarak tüm rehberler çalıştı, tasarım rotalarına çıktık. Çok keyifli, sürekli bir şeyler öğrendiğimiz ama aynı zamanda yoğun ve yorucu bir süreçti. Biz oraya yeni bir sürü dostluk ve dayanışmayla veda ettik (rehberlerin en tatlılarına da öpücükler ❤ ).

 

Design Biennale Team

 
Bu arada Groningen den istediğim yüksek lisans bölümüne kabul aldım ama burs bulamadığım için gidemedim. Bu sene yine yüksek lisans programlarına ama bu sefer daha çok seçenekle başvuruyorum. Ocak’ın 12 sinde de Avrupa Gönüllülük Projesi için Portekiz’e gidiyorum, 11 Mart’a kadar oradayım. Tabi ki bol bol yazı ve fotoğraf gelecek.
 
Ayrılıklar, kavuşmalar, kavgalar, taşınmalar (annemlerin evindeyim şimdi), barışmaların olduğu bir yıl geçti başımdan çokça ve sertçe ne yazık ki. Kendimle ilgili de bir sürü yeni şey öğrendim, hala çözemediğim, nasıl aşacağımdan emin olamadığım şeyler de var, zaman… Ama bir ülke bir insana neler edebilir onu artık hepimiz iyi biliyoruz, ne yazık ki…

İşin Özeti… 

Kimse ölmesin, daha çok çocuk şeker yiyebilsin, sevmekle başlasın her şey diye dileklerde bulunarak girdiğimiz 2016 dan yeni yıla girer girmez pek çok ölümle ayrıldık. Bütün bir yıl yüzlerce insan çatışmalarda, bombalarla, orantısız güç!le öldürüldü. Eşcinseller, kadınlar sadece kendileri oldukları ve herkesin zaten hakkı olan eşit yaşam hakkından yine bol bol mahrum kaldılar, nefret cinayetlerine hem de en kötü şekilleriyle kurban gittiler. Çocuklara, hayvanlara dahi tecavüzün, pedofili evliliklerinin konuşulduğu, tartışmaya açık olduğu!, bir katilin günlerce bulunamadığı ama tweet atan çocukların toplanıp tutuklandığı, haber yapacak gazetecenin kalmadığı ve daha andıkça midemin, aklımın, vicdanımın kaldıramayacağı olayların olduğu bir ülkede bir yıl daha geçirdik. Öteden beri kökleri bize doğru gelen kötülüklerle dolu bir yıl. Daha iyi olsun her şey dediğimiz yeni yıl dileği anında daha kötüye nasıl gidiyoruz onu gördük. Ama her şeye rağmen benim hala umudum var…
 
Paylaş


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir