Hem gezgin hem yerli olmak. İşte bütün mesele bu!

OKYANUS,ALGARVE, PORTEKİZ: 5 GÜNLÜK ALGARVE NOTLARI: FARO, ALBUFEİRA,PORTİMAO,LAGOS,SAGRES

OKYANUS,ALGARVE, PORTEKİZ: 5 GÜNLÜK ALGARVE NOTLARI: FARO, ALBUFEİRA,PORTİMAO,LAGOS,SAGRES
Çok geciktiğini, biriktiğini düşündüğüm yazılarla yeniden merhaba 🙂 Algarve ile başlıyoruz.
Önce Avrupa’nın en uzun köprüsünde geçmeliydik Güney’e inmek için
Vasco De Gama Köprüsü

Araba Kiralama 

1 Şubatta Algarve’a gitmek için izinlerimizi de kullanarak hafta sonu ile birleştirip bizim evden 5 gönüllü yola çıktık. 2 Estontalı, 1 Avusturyalı, 1 Türk fıkra şeklinde ki arabamız ve yüklerimizle güneye, ilk olarak Faro ya gittik. Onun öncesinde sixt sixt (terms and conditions sayfalarını ayrıca mutlaka okuyun kiralamadan önce, ne geldiyse başımıza ondan geldi) isimli firmadan arabayı teslim almak üzere Lizbon havalimanına geçtik taaaaa Arrouequlas’tan (bir buçuk saat civarı bir süre demek, süre değil de bizim köyün ulaşım sorunu sıkıntı). Arabayı kiralayan firmadan bazı çalışanları sebebiyle pek memnun kalmadık diyebiliriz, websitesinde belirttiklerinden biraz farklı çıktılar.

Bu arada önemli olduğunu düşündüğüm ulaşım dip notları: 25 yaşından büyükseniz arabaları neredeyse yüzde 50 indirimle kiralıyorsunuz. Daha doğrusu 25 yaşın altındakilerin daha az trafik puanı olduğundan onlara kiralama daha pahalı. Fakat tren, otobüs vb. toplu taşıma araçları şeklinde ki ulaşımı tercih edenler için 25 yaş ve altıysanız trenlerde yüzde 25, otobüslerde ise en az yüzde 10-15 civarı indirim alıyorsunuz. Çoğu müze, tarihi mekan da öğrencilere ya da 25 yaş altına ücretsiz veya neredeyse yarı fiyatına. Fakat biz işte bu kiralama kısmını bilmeden, websitesinin de azizliğine uğrayarak 27 yaşında ki arkadaş adına rezervasyon yaptırmadığımız için (rezervasyon 22 yaşında ki arkadaşın üzerineydi) 55 Euro ödeyecekken 110 euro ödedik araba kirasına(bu arada Lizbon’dan Algarve’a git gel adam başı 18 euro civarı benzine verdik, aşağıda fotoğrafı var arabanın Audi nin benzinli bir modeliydi(biz dizel kiraladığımızı sanarak gittik bir de). Bunları hallettikten sonra 3-3 buçuk saat süren (bir yemek molalı) yolculuğumuz sonunda Faro’da ki hostelimize yerleştik (3kişi bir oda 2 kişi bir oda şeklinde tuttuk, bir gece kalacağız diye en ucuz oteli seçtik aslında, bütçesi dar olanlar için ideal yani).

Residencial Dandy (şirin gözüküyor ama eh işte)
Faro Sahili

 

Ilha Desert- Cidade Velha

 Algarve- Faro

Akşama doğru vardığımız için ilk olarak Praia da Faro’ya okyanusu görmeye gittik. Sonrasında karın doyurmak ve etrafı şöyle bir dolaşmakla yetindik. Ertesi sabah erkenden hareketlenip, kahvaltı edip interneti kullanabileceğimiz ve de arabayı park edebileceğimi bir yer ararken kendimizi avm otoparkında bulup neyse karnımızı doyuralım da gerisini hallederiz diyerek bahçe katında gördüğümüz ilk kafeye oturduk. Şimdi ne yenir ne içilir konusuna belki buradan itibaren girmek gerekiyor ama onu ayrıca bir başlık yapmaya karar verdiğim için şimdilik detaya girmiyorum bu konuda. Kısaca kahve, biz de poğaça börek dediğimiz, onlarda Folhadas, kruvasan, nata, tost vb. ürünler hem güzeller (hem bazıları baya Türk işi gibi, oraya da geleceğim;)) hem de epey ucuzlar. Kahvaltının arkasından Cidade Velha- Old Town dedikleri kısıma geçip kale ve çevresini, Se (merkez katedral diyebiliriz) yi ve katedral içinde ki ve şehirde ki birer kemikten yapılmış müzesini (evet hani şu kemiklerden inşa edilen ibadethane tarzı bölümler var ya) ziyaret ettik. Son olarakta Ilha Desert dedikleri yarı sulak alana (yarı sulak dediysek bir kısmı botlarla gezilebiliyor balık tutulabiliyor ama bazı yerlerinde de toprak üstü bitkiler yetişmiş) iç çekerek bir bakış daha atıp Albufeira için yola çıktık. Bir tek Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan (Portekiz de çok yer var öyle) Jewish Center’a gidemedik (center diyorlar ama bir nevi nekropol) Yol üzerinde kedi yavrusu gibi bakışıma kıyamayıp beni Milreu Ruins- Estoi de ki Roma dönemi arazisine götürdüler (tabi hep birlikte gezdik ama benim başımın altından çıktı arazi gezmek, ne yapayım işimi seviyorum ❤) ki onlar da sevdi gayet. Bu girdiğimiz yerler de öğrenci yada 25 yaş altı iseniz 1-2 euro civarı giriş paraları ödüyorsunuz.

Milreu Ruins

Hatta birazda bahsedeceğim Albufeira’da ki arkeoloji müzesinde hiç para almadılar bu yüzden. Milreu Ruins de öğlen arasına denk geldiğimiz için (Portekiz de öğlen araları genelde 12-2 arası ve çoğu yer -restaurantlar ve cafeler değil tabi- kapalı, bir de siesta zamanı var (herkes uygulamıyor) genelde 3-6 arası ama kafasına göre değiştiren yerler de var) yakında bir yerde öğlen yemeğimizi yiyip 2de araziyi ve müzesini dolaştık, eski bir Roma yerleşim yeri, hala mimari kalıntılar, mozaikler bulunmakta, yalnız tarihi eserlerin korunması yada restorasyonuyla ilgili sanki burada da sıkıntı var (hırsızlığa karşı korumadan, bilinçli zarar vermeden söz etmiyorum), onu da bir detaylı sorup soruşturacağım. 

Albufeira

Lagos’tan sonraki favori plajım Praia de Albufeira. Bu 5 günlük gezi sırasında yok canım bundan daha iyisi olamaz artık dedik dedikte durduk ve  hep daha güzeli çıktı karşımıza. Artık bir şeye muhteşem demeden önce Algarve’la kıyaslamayı düşünüyorum önce (şimdilik). Albufeira’da o güzelliklerden biri. İlk olarak otelimiz beklediğimizden kat kat güzeldi sezonda bile 130 euro fiyat veriyorlar 5-6 kişinin kalabileceği 2 banyolu baya daire kıvamında bir apart odamız vardı (terasta barbekü, okyanus manzarası dahil). Biz bu odaya totalde 40 euro ödedik bir gece için, evet adam başı 8 euro (kahvaltı da dahil tabi ki ama mutfağımız vardı akşam yemeğini ve kahvaltıyı mutfağımızda hazırladık). Albufeira’da az üstte bahsettiğim arkeoloji müzesini, yine Old Town denen bir kısım var elbette, arkasından kale çevresini ve son olarak veda etmeye bir önceki günde gittiğimiz plaja gittik ❤ Orada ki hislerimi nasıl anlatabileceğimi inanın hiç bilmiyorum, 1 kaşık su görünce bile ah bir kafamı suya daldıraydımcıysanız benim gibi okyanusu öyle bir plajdan seyretmek nasıl hissettirir siz hayal edin 🙂

 

I can! ❤
Praia de Albufeira

Portimao

3 Şubat’ta Lagos’a geçerken yol üzerinde Algarve bölgesinin en büyük şehirlerinden Portimao’ya da uğruyoruz. Praia da Rocha da bir kez daha ağzımız açık kalıyor. Oturuyoruz uzun süre okyanusun sesinden başka ses olmadan manzarayı izliyoruz, kendimizi dinliyoruz. Sonra ben okyanustan biraz su alacağım derken dizime kadar sırılsıklam oluyorum, güvendiğim kayaya dalga çıkıveriyor (ben taşın üstüne çıkmadan önce bekleyip gözlem bile yaptık su geliyor mu üzerine diye, benim çıkmamla sel alması bir oldu). Ama öyle mutluyum ki, soğukta değildi hem o gün o kadar, zevkten dört köşe ve ıslak botlarla devam ediyorum bende. Hem alışmışım zaten Albufeira’da da kazara ıslanmıştım yine ama iki damla bir şeydi o. Portimao’dakinden sonra hala  nasıl hastalanmadığımı kimse anlamadı (burnum aktı tabi bir kaç gün). Bizim gönüllülerden Estonyalı  olan kızlardan biri olan Lembi’nin bana uyacak bir ayakkabısını bulduk. Kalan 3 günü o ayakkabıyla geçirmek zorunda kaldım ama olsundu, değmişti. Hem su da bende.

Lagos

Portimao’dan Lagos’a giderken bir yerde durup yol üstü bir şeyler yiyelim dedik, demez olaydık, yapmayın, yol üstünde bulduğunuz kötü yemek yapan, kazıkçı restaurantlara dikkat edin, epey var çünkü. Tabi iyisi de çıkabilir karşınıza ama baya zorlamak lazım. Neyse ki Lagos’ta 5 euro devasa tabakları ve menüleriyle çok güzel Portekiz ev yemekleri yada standart makarna vb. de yapan bir yer bulduk. Lagos’ta ki hostel bir Albufeira’da ki gibi olmasada gayet tatmin edici ve kullanışlıydı, marketten alışveriş yapıp  hostelde kendi apartımızda pişirdik yine. Kişi başı 12 euro verdik 2 gece için.
Lagos’ta ki ilk günümüzde epey yorgun olduğumuzdan bir kaçımız gece hayatına karışmadı ama etrafı dolaştık tabi. Kaldığımız yer eski şehir surları içerisindeydi, kale, surlar ve çevresini dolaştık böylece. 4 şubatta Sagres’e öncelik verdik ama ona ayrı bir başlıkta altta değineceğim. 4 ünü Sagres’ e ayırdığımız için 4 ü Lagos için akşam karanlık çökünce vaktimiz oldu ancak. Ekipten bir arkadaşla birlikte çıkıp bir şeyler içtik, biraz dans ettik bir yerlerde, tatlış insanlarla tanıştık ve Lagos’a kendimizce iyi geceler dileyip veda ettik. 2-3 paralel sokak var barların dağıldığı ben ana caddede ki barlardan çok hemen sağ paralelde ki Black Cat Bar‘ı sevdim, özellikle Happy Hour’a yada parti zamanına denk geldiyseniz daha da hoş oluyor. Bunların dışında Lagos’ta plajlara uğramadık mı? Tabi ki uğradık! Praia Dona Ana, Ponta da Piedade (yürüyüş yolunu deneyin, en ucunda sahil güvenlik, askeri deniz birimi var, sezonda kayalıkların, mağaraların içinden geçen tekne turlarıda düzenliyorlar) inanılmazdılar elbette. Yine iç çeke çeke uzun bir süre Dona Ana plajında okyanusu seyrettikten sonra arabayı 16.00 da teslim etmemiz gerektiğinden yola koyulduk. Yola 11 civarı çıkıp 15-15.30 civarı Lizbon havaalanının oralarda bir benzincide arabanın içini plaj kumlarından temizliyorduk. Ve sonunda sağ salim teslim edip arabayı köyümüze geri döndük.
Lagos
Lagos- Ponta da Piedade

 

Ponte de Piedade




Sagres

Kısa ama öz ve derin Sagres o benim için. Avrupa’nın başladığı yada bittiği en güneybatı ucuna, zamanında dünyanın sonu dedikleri yere ayak bastık. Hava o gün kötü değildi ama serindi biraz ama Sagres daha serindi. Rüzgarı yazın bile epey sertmiş, öyle öğrendik. Her yanınız okyanus ve onun şekil verdiği kayalar. Dalgalar o kadar yükseğe çıkıyor ki bazen heybetinden ne yapacağımızı şaşırdığımız anlar oldu. Çok tuhaftı belki ama hem biraz korkuyor, hem de hayran oluyorduk. Sagres surları içerisinde ki Avrupa’nın en güney batı ucunu kayalıkların, yürüyüş yolunun üzerinde nereye dönsek okyanus gördük. Kayalıklar arasında ki boşluklardan okyanusun nasıl içerilere kadar vurduğunu, yeri titrettiğini görüp duyarak saatlerce yürümüşüz. Ağır ağır, hayran hayran. Cabo de Sao Vente, Sagres’in en ucu. İsterseniz panoromik bir cafesi de var ama biz pek gerek duymadık. Her yer yeterince panaromikti, ama dinlenmek için iyi bir seçenek. Önünde başka bir sonsuzluk varmış gibi Sagres. Hem sarıyor hem dövüyordu hepimizi, farklı deneyimlerimiz, anılarımız canlanıyordu ama aynı hisleri taşıyorduk. Mutluluktan ağlayacak gibiydi herkes. Ama içinde huzur, tatlı yorgunluk, hüzün olan güzel mutluluktan.
Cabo de Sao Vente
Algarve için söyleyebileceklerimin sonu var mı bilmiyorum, gidemediğim, göremediğim yerlerini de tamamlama umuduyla, sevgiyle kalın 🙂
Paylaş


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir