Hem gezgin hem yerli olmak. İşte bütün mesele bu!

MÜZELER GÜNÜ ve AYASOFYA: SULTANAHMET REHBERİNE GİRİŞ

MÜZELER GÜNÜ ve AYASOFYA: SULTANAHMET REHBERİNE GİRİŞ

Müzeler Günü

Aslında müzeler haftasıdır ve her sene 18- 24 Mayıs tarihleri arasında kutlanır. İlk günü olan 18 Mayıs’ta pek çok devlet müzesi gece 11- 12’ye kadar açık kalırlar ve genelde saat 6 ya da 7 den sonra girişler ücretsiz olur. Müzeler günü ICOM (Uluslararası Müzeler Konseyi) ve UNESCO tarafından belirlenmiş çerçevede gerçekleştirilir.

Bu sene Avrupa’da 13.sü, Türkiye’de 12.si düzenlenen Müzeler Günü’nde 36 müze etkinliğe dahil edildi. İstanbul’da Ayasofya, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi ücretsiz ve gece 11’e kadar açıktı. Ben bu sene Ayasofya’da olmayı tercih ettim.

Ortada Meryem Ana ve çocuk İsa; Solda Hz. Muhammed, sağda Allah

Neler Yapılır?

Her yıl değişmekle beraber bu sene az olduğunu düşündüğüm seminerler, okulları bilgilendirme vb. etkinlikler yapılır. Bu sene bir iki seminer dışında müzeler haftasına denk gelen bir etkinlik olmadı. Örneğin şiir festivalinde Arkeoloji Müzeleri bahçesinde Cem Adrian konseri olmuştu. Bunun gibi belki klasik müzik vb. bir etkinlik yapılsa yine, seminerler arttırılsa, toplu konuşmalar düzenlense hoş olurdu diye düşünüyorum. Tam olarak uygulanıyor mu bilmiyorum ama normalde müzeler haftasında okulda Tabiat Varlıkları/ Tarihi Eserleri koruma ve müzecilik ile ilgili etkinlikler düzenlenmesi gerekiyor. Bu çocuklara müze gezdirmek, onlara konuyla ilgili çizim yaptırmak veya yazı yazdırmak gibi şeyler olabilir. Bununla beraber bilinçlendirme konusunda çalışmalar yapılır (yapılır diyorum çünkü baktığınızda bütün tanımlarda, hafta için yapılan bakanlık ya da resmi kurum açıklamalarında yazıyordu daha önce ama ne kadar yapıldığı tartışılır).

 

Ayasofya belgeseli

AYASOFYA

Çok aşığımdır kendisine. Bir de gece görmek çok keyifli oldu. Çocukluğumdan beri İstanbul’da sanırım en sevdiğim müze. Cami ya da kilise olmuş olmasıyla ilgisi yok. Mimarisini, dokusunu, ferahlığını seviyorum.

Müzeler Günü ile başlayıp sonra size biraz Ayasofya tarihinden de bahsedeceğim. Müzeler günü gördüğüm kuyruk hızlı ilerlese de neredeyse Dikilitaş’ın oraya kadar uzuyordu. Bu kadar talep olması iyi ancak sonradan konuşmalaradan anladığım çok az kişinin Müzeler Günü’nü düşünerek geldiği. Çoğunluk ücretsiz (normalde 40tl imiş giriş, müzekarta ücretsiz) diye gelmiş ya da yalnızca cami! görmeye. Girilmesi yasak kısma geçip namaz kılmaya kalkanlar mı dersin (namazı her yerde kılarsınız ama orada ki bir şeye zarar verirseniz geri dönüşü yok), flaşla mozaik fotoğrafı çeken mi dersiniz, mermere kazınan isimlerin sayısının artmış olması mı dersiniz… Sanırım restorasyonda da bir takım sıkıntılar olmuş ama o konuyu iyice araştırmadan bahsetmek istemiyorum. Güvenlikler ayrı bezmiş zaten insanları uyarmaktan, daha fazla güvenlik lazım bence oraya, aşağı yukarı koşup yetişmeye çalışmaktan onlarda yoruluyor, haliyle gözden kaçan ya da geç müdahale edilen durumlar olabiliyor.

Bütün bunlara rağmen çok güzelsin Ayasofya, zaten sen değil insanlar çirkin. Gece vakti, gayet güzel ve soft bir ışıklandırmayla Ayasofya öyle güzeldi ki. Mutlaka gidin görün derim seneye. Tavanlara bakın, ışıklara bakın, güzelim mermerlere bir bakın. Onca sene bütün o insanlara rağmen sapasağlam durmuş yapıyı üst kattan da görün mutlaka. O üst kata çıkan taş yokuşu da niyeyse ayrıca bir severim.

Ayasofya Tarihi

Doğu Roma tarafından inşa edilen Hagia Sophia ya da Ayasofya İstanbul’da yapılmış en büyük kilise.Hükümdarların taç giydiği büyük kilise olarak her zaman odak noktası olmuş. Üç kez inşa edilen, değişime uğrayan Ayasofya ilk olarak 360 yılında inşa edilmiş, ahşap çatıya sahip, bazilika planlı iken bir halk ayaklanmasında yıkılmış. Sonrasında aynı yerde yeniden inşa edilmiş, planda değişikliğe uğramış fakat bir başka halk ayaklanmasında yeniden yıkılmıştır. Bugünkü zeminde daha aşağıda bulgularına rastlanan eski kilise ile ilgili bazu buluntuları Ayasofya bahçesinde de görebilirsiniz.

Üçüncü kez inşası İmparator Justinianos tarafından yaptırılan Ayasofya önceki iki planın birleşimi olarak, İsidoros ve Anthemios isimli, dönemim iki önemli mimarı tarafından yapılmıştır. Sarı mermerlerinin Kuzey Afrika’dan geldiği Ayasofya’da kullanılan diğer mermer parçalar ve malzemeler Justinianos tarafından Anadolu’nun dört bir yanından getirilmiştir. İhtişamı ve görkemi herkesi büyülesin diye özellikle çaba harcanmış. Mozaiklerde altın, gümüş, cam vb. malzemeler kulanılmıştır.

Latinlerin Haçlı seferleri sırasında ki işgalleri nedeniyle yağmalanan ve tahrip edilen Ayasofya, İstanbul fethinden sonra mihrap, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü gibi ögelerin içeriye eklenmesi ile değişimine başlar. Mimar Sinan tarafından yapılan minarelerin oluşumu ile daha sonraları yıkılıp yeniden yapılan ve eski kalıntıları da bulunmuş olan medreselerin bahçeye eklenmesi sonucunda camiye dönüştürülmüştür. Camiye dönüştükten sonra payanda vb. desteklerle yapı güçlendirilmiş ve bir nevi korumaya alınmıştır. Farklı dönemlerde padişahlar tarafından hediyelerle süslenen Ayasofya (kandiller gibi örneğin) aynı zamanda büyük hat levhaları da eklenerek günümüzde ki haline ulaşmıştır.

Atatürk ve dönemin Bakanlar kurulu tarafından 1 Şubat 1935’te müze olarak halka ve turistlere açılmıştır. Müzeyle ilgili diğer merak ettikleriniz için yorum bırakabilir ya da ziyaret bilgileri için web sitesine göz atabilirsiniz.

 

Paylaş


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir