Hem gezgin hem yerli olmak. İşte bütün mesele bu!

GÖKÇEADA YA DA İMROZ: ZEYTİN DALI, ÇINAR YAPRAĞI ADASI

GÖKÇEADA YA DA İMROZ: ZEYTİN DALI, ÇINAR YAPRAĞI ADASI

Gökçeada rehberi hazırlarken baktım ki hikaye uzun; tarihi (anlat anlat bitmez) ve yeme içme rehberini ayrı yazılarla bu haftaya yetiştiriyorum. Bayramda bir yere gidemeyenlerin içi açılsın, hala plan yapmamışlara öneri olsun.

Köy Köy Gökçeada

Cumartesi günü 1 feribotuna binip adaya vardıktan sonra 20 dakikada Tuz gölü yakınında ki yerimize vardık. Gökçeada’da Tuz gölü haricinde biri baraj olan 4 doğal gölet var. Yerleşir yerleşmez önerilere uyarak yemek yemeye Yeni Bademli’ye uğradık. Sonrasında Zeytinliköy’ü gezmeye gittik. Bir noktadan sonra yerlisi dışındakilerin arabayla girmesi yasak olan kısıma geliyorsunuz. İster oradan ister daha aşağıdan başlayın yürümeye. Mutlaka sokak sokak tepeye kadar gezin. Taş evlerine, renkli ama sakin mekanlarına bir bakın. Kapı, duvar fotoğrafları için de ayrı cennet 😉

Zeytinliköy

Zeytinliköy’den sonra saat geç olduğundan, merkezden alışverişimizi yapalım, biraz da dolaşırız diyerek yeniden yola koyulduk ve size bahsede bahsede bitiremeyeceğim, gidip kendiniz görmelisiniz diyeceğim bir dükkan ve dünya tatlısı sahiplerini keşfettik. Gökçeada tarihini feribotta araştırmıştım (Kabatepe’ye varana kadar nereye gittiğimizi bilmiyordum çünkü, sürpriz geziydi) biraz ama sahibi aynı zamanda adaya gelen turlara rehberlik yapan Önder abi ve Mine ablanın dükkanı Kokina’ya uğrayınca işler değişti. Hem ada tarihini hem de yerlileri daha iyi anlama şansına sahip olduk sayelerinde. İş bankasının yanındaki sokağa girince az ileride. Hediyelik eşya işini de Kokina‘ya saklamanızı öneririm. Bilindik süsleme hediyelerinden yalnızca bir ikisini ama Mine ablanın 5 kat kumaştan yaptığı çantaları, keten ya da şile giysileri, her biri ayrı tasarımcıya, zanaatkara ait ev eşyalarını, süslemeleri bulabilirsiniz. Her biri ayrı ince işçilik.

Mine- Önder Bolluk

Bademli- Kaleköy

400 Yıl…

Sayelerinde yapabileceğimiz en doğru rotayı öğrendik, şimdi size de bildiriyorum. Biz Zeytinli’yi gezdiğimizden, onu aradan çıkarıp köy köy böyle bir rota çıktı ama detayları var tabi ki.

Önce Kokina önerisiyle Bademli ve Kaleköy’e gittik. Yol üstünde Yeni Bademli ve höyüğü var. Yeni Bademliye bir önceki gün uğradığımız için direk Eski Bademli ya da Bademli tarafına geçtik. Yeni Bademli Höyükle ilgili de gezilebilir olup olmadığından emin olamadığımız için ve de sağanak olduğundan gidemedik. Bademli köyü eskiden Rum ağırlıklı olan (aslında bütün adada baskın bir Rum kesim var hala ama Gökçeada tarihi yazısında aradaki farktan söz edeceğim) bugün adanın çoğu yerinde olduğu gibi pek çok taş evin ve terk edilmiş evinde bulunduğu, havalar daha iyiyken mekanları yoğun talep gören bir yer. Ama daha da önemlisi adada bulunan 6 önemli çınardan biri burada. Eski adıyla Gliki köyü adanın en eski çınarlarından birini içeriyor. Testlere göre 400 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Bakmalara doyamazsınız. Hemen yanında eski çamaşırhane var. Adaya gidince pek çok yerde çeşme ve bu eski çamaşırhanelerden olduğunu göreceksiniz. Bademliden sonra Kaleköy’e eski kalenin bulunduğu tepeye yani Poseidon’un pegasuslarını uçurduğu rivayet edilen yere gittik. Hem köyü ve limanını hem de tepeyi gördük ki görmeden dönmeyin bize kalırsa. Ege denizinin en haşmetli gözüktüğü yerlerden biri.

Bademli

Zeytin Dalı, Çınar Yaprağı

Kaleköy’den sonra geldiğimiz yoldan dönüp Tepeköy’e yola koyulduk. Tepeköy’de ki yol ayrımında önce Pınarbaşı tarafına döndük 625 yıllık çınar ağacını görmek için. Adanın en yaşlı en dallı budaklı çınarı. Ada içinde bazı yerlerde köy hatırası, Gökçeada haritası diye duvar boyamaları göreceksiniz. Onlardan birine -ki normalde haritaya bakınca sizde de aynı his uyanacak- işte onlardan biri bildiğiniz ağaç yaprağı gibi, yollar yaprağın damarları gibi adada gerçekten. Bir de her yerde her çeşit ağaç ama tabi ki en güzelleri zeytin ağaçları. Bu arada çeşit çeşit demişken, hem buğdayın hem zeytin ağacının, pek çok turunç çeşidinin ağaçlarının, kayısının, eriğin, dutun vs. vs. yetiştiği bir yer ada.

Tepeköy

Pınarbaşı yolunda manzarayı da seyrettikten sonra Tepeköy yoluna döndük. Köyde arabayı bir yere park edip (köylerde park sorunu çekmezsiniz, belki merkezde arada bir yer sıkıntısı olabilir) köy meydanına doğru yürüdük. Meydanda bir köy kahvesi olduğunu ve mutlaka ziyaret edilmesi gerektiğini duymuştuk ki o gün bir mevlüt varmış meğerse kahvede. Köy oldukça ufak evler ve orman, deniz manzarasına burada fazla vakit ayırmasanız da olabilir. Ama köy kahvesine ve insanlara mutlaka vakit ayırın. Her biri ayrı bir hikaye. Rum aksanlı çocuklar ama Türkçe de biliyorlar. Türk çocuklar çatır çatır Rumca, Yunanca anlaşabiliyor; Müslümanmış, Hristiyanmış derdi olmadan herkes komşu. Yalnız ada sakinlerinden duyduğumuza göre bu bahsettiklerimiz adanın eskileri için geçerli. Adaya yeni taşınanlar, son dönemlerde göç edenler pek de huzurlu tipler değillermiş.

Köy Kahvesi

Kahvede Gökçeada metropoliti yani ruhani liderleri diyebileceğimiz bir amcayla tanıştık. Sabah bir kadının seneler önce vefat etmiş ailesi için kilisede ayin yapmışlar, sonra kurabiye vb. ikramların olduğu bir mevlüt düzenlemiş kahvede. Orada anma yapıldıktan sonra da aslında yine aynı yerde ikram arkasından (bu sırada Metaxa (bir tür Yunan içkisi, Türkiye’de de rahatça bulunmakta) ve  çay içiyorlardı çoğunlukla.) çay kahve merasimi ile oturup sohbet ederlermiş. Aa onlarda da mı mevlüt varmış demeyin. Hristiyanlığın Müslümanlıktan eski  olduğunu biliyoruz. Ayrıca aslında ilk dinlerden, Mezopotamya’dan, Antik Yunandan ve benzer pek çok uygarlıkta gelen dinler farklı olsa da birbirine benzer gelenekler geliştirmeleri yeni bir şey değil. 

Bizi kapıda görünce kendileri davet edip ikramda bulundular. Biz de neden herkes burada toplanmış, bir şey mi var diye sorunca hem köyle hem de adetleriyle ilgili bir sürü şey öğrenmiş olduk.

Dereköy- Şirinköy

Eski yerleşim yeri bugün neredeyse kimsenin yaşamadığı, bir tane çay içebileceğiniz yeri ve girişinde eski Rum okulundan bozma oteli bulunan Dereköy’e geçtik. Eskide Türkiye’nin en büyük köyü olan, içinde sinemaların, kafeleri, okulların bulunduğu bir köyden bugün korku filmi çekilecek bir yere dönüşmüş. O zamanın en büyük çamaşırhanesi biraz yukarıda kilisenin altında. Köyü mutlaka dolaşın, çamaşırhaneye de uğrayın. Yol üstünde bol bol keçi, inek, koyun var dikkat 🙂

6-7 Eylül’den etkilenmemiş fakat 6-7 Eylül’ün yıllar süren versiyonunu yaşamış Gökçeada’da buna sebep olan eski hapishaneler Şirinköy’de. Köyü ve hapishaneleri görmek için yeniden yola  düştük. Tam hapishaneleri bulduk, benim ayağımın altında hafif bir sızı. Kene! Normalde cımbızla çıkarmayın, kolonya dökmeyin diyorlar ki doğru. Yağlı bir pamukla bastırıp boğmanız gerekiyor ki o da panikleyip bir anda zehir salmasın diye. O an öyle bir imkan olmadığından, biz aldık cımbızla. Çünkü tam fark ettiğimde, bir anda kafayı sokmaya çalıştı. Neyse ki kafa içeride kalmadı sonra kolonya falan döktük ama elbette ki sonrasında doktora uğradım, sakın atlamayın.

Eski Hapishanelerden

Bunu da atlattıktan sonra bugün saman ya da tarım araçları depolamak için kullanılan hapishaneleri ve eski zeytinyağı fabrikalarının olduğu kısımları dolaştık. Dereköy’de de eskiden pek çok zeytinyağı fabrikası varmış. Yahu şu zeytinle ne alıp veremediğiniz var?!

Uğurlu

Türkiye’nin en batısı, İnce Burun’un ve Gizli Liman’ın olduğu köy. Köyde kş yapılaşma diğerlerine göre yeri. Biraz Yeni Bademli gibi. Sezon tam açılmadığından, deniz sıcak ama hava rüzgarlı olduğundan ıssızdı Gizli Liman. Biraz deniz kenarı keyfi yapıp dönüş feribotundan önce yemek yiyebilmek ve alışveriş yapabilmek için ayrıldık koydan. Böylece en uçları görme serime bir yenisi eklendi. Diğerleri için bir buraya (Avrupa’nın en ucu) tık bir de buraya (en batısı).

Gizli Liman

Neler Yapılır?

Gökçeada’da gezinmek ve yüzmek dışında yapabileceğiniz seçenekler de bol. En önemlisi özellikle Bulgarların ilgilendiği ve burada yapabilirseniz her yerde yaparsınız dedikleri rüzgar ve uçurtma sörfü. Aydıncık Koyu gibi ikisini de yapabileceğiniz koylar var. Bol bol sörf okulu var. Bunun dışında tüplü dalış yapabileceğiniz en az 6 farklı nokta var, tabi ki bir dalış okulu eşliğinde. Tuz gölü yakınında çamur banyosu yapabilir, özellikle Yıldız koyu, Mavi koy yakınlarında oltayla balık avlayabilirsiniz. Bir de biz vaktimiz dar olduğundan gidemedik ama arabayı park edip yarım saat yürümenizi gerektirecek bir şelale de var. Bir daha ki gidişimizde ilk yapacağımız şey Marmaros şelalesine gitmek. İyi bir trekking ve şelale rotası gezmiş olursunuz. Şelale yaklaşık 15 metreymiş.

Ulaşım

Gökçeada’ya arabayla ya da otobüsle Kabatepe veya Çanakkale’den feribotla ulaşabilirsiniz. Adanın içinde dolmuş, belediye otobüsleri (maksimum minibüs boyutunda)  mevcut ancak sezon iyice yoğunlaşmadan seferler de yoğunlaşmıyor. Biz arabayla gittiğimiz için diğer alternatifleri denemedik. Ne yazık ki bize soğuk hava denk geldi, o yüzden arabayla gitmek doğru seçim olmuş oldu.

Feribotla Kabatepe’den Kuzu Limanı’na ulaşım 1 saat 20 dakika civarı sürüyor. Arabasız geldiyseniz Gökçeada’ya vardıktan sonra ulaşım için liman çıkışında ki servis aracını kullanabilirsiniz. Feribot seferleri için tık tık.  Adayı baştan başa arabayla geçmek ortalama yarım saat sürüyor. Muhtemelen kaldığınız yerde gideceğiniz çoğu yer 10-20 dakikayı geçmeyecek.

Konaklama

Gökçeada’da konaklamak için de pek çok çadır, karavan ve bungolow campingleri, bunların dışında pansiyon ve butik otellerde mevcut. Biz bir gece Aydıncık koyu yakınında ki Sardunya Beach Club da çadırda kaldık, dilerseniz bungolow seçenekleri de var. Bizim kaldığımız taraf daha çok sörfçülerin tercih ettiği yerlerdendi. Yapmak istediğiniz aktiviteye göre pek çok alternatif mevcut.

 Gökçeada’yı gezerken anlamakta isterseniz tarihi yazısı için şöyle alalım. Yeme -içme- alışveriş yazısı yolda ancak soru ve yorumlar için aşağıya yazabilirsiniz 🙂

Paylaş


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir