Hem gezgin hem yerli olmak. İşte bütün mesele bu!

GÖKÇEADA, İMROZ, POSEİDON, HAPİSHANE: GÖKÇEADA TARİH REHBERİ

GÖKÇEADA, İMROZ, POSEİDON, HAPİSHANE: GÖKÇEADA TARİH REHBERİ

Arkeoloji

Gökçeada tarihi şu an bilinen haliyle neredeyse 8 bin 500 yıl öncesine dayanıyor. Uğurlu- Zeytinlik bölgesinde yapılan kazılardaki bulgular bunu gösteriyor. Ayrıca Yenibademli Höyükte de Eski Tunç çağına kadar ulaşılmış durumda. Son dönemlerde (hatta daha geçen hafta sonu biz de oradayken) depremler yaşayan ada, bundan yaklaşık 4- 5 bin yıl kadar öncesinden depremin izlerini taşıyor.

Pelasg’lar ve Sonrası

Poseidon manzarası

Adı Yunanca’dan değil ProHelen’ den gelir İmroz’un. İmbrassos yani bereket ve bolluk tanrısından. Gökçeada, Kuzey ve Orta Yunanistan’da yaşamış, Antik Yunan metinlerinde adı geçen bir topluluk olan Pelasg’ların yerleşimiyle, Gökçeada tarihi anlatılmaya başlanır. Pelasglardan sonra Perslerin ve sonrasında da Atina ve Pers anlaşması sonucu Atinalıların eline geçmiş ada.

Atina ve Roma arasında ki savaşlarda Roma’ya geçen, Doğu Roma yani Bizans’ın kurulmasıyla Bizans’a geçen Gökçeada, Cenevizliler ile olan siyasi ve ticari sorunlarda da Cenevizlilerin kontrolüne geçer.

Osmanlı kontrolüne kadar pek çok istilaya uğrayan ada, Osmanlı döneminde Venediklilerin eline geçiyor ancak sonrasında yeniden Osmanlı’ya dönüyor. Kanuni’nin bir vakıf haline getirerek adayı korumaya almasından sonra adanın değeri ve aitliği daha sağlam temellere oturuyor. Pek çok Yunan adasının aksine Gökçeada Türkiye’ye kalıyor.

Dereköy

Tarihi Gökçeada, Gökçeada Tarihi :

Gökçeada tarihi hep bir işgal, bir çekişme içermiş olsa da sanırım Türkiye’nin en büyük adasının, en büyük acısı 1947 ve sonrasında yaşananlar yüzünden ortaya çıkıyor. 

Eski adıyla İmroz (aynı zamanda bir tür koyun ismi), eskiden beri buğdaydan zeytine her tür bitkinin bir arada bulunabildiği, kendi kendine yeten; pek çok ada kültürünün aksine balık ve deniz ürünlerinden çok etleriyle meşhur yer. Poseidon’un, Kaleköy’ün tepesinden pegasuslarını Ege denizine uçurduğu rivayet edilen, canım Gökçeada ve acıları.

Türkiye Gökçeada’sı : 50’lerden Bu Yana

1950- 60 arası Türkiye’nin nüfusça en büyük köyü olan Dereköy’ e ev sahipliği yapıyor ada. Bu köyde zeytin ve zeytinyağı fabrikaları, en az 3 sinema, Rum okulları, tiyatro vb. pek çok kültürel ve sosyal yapı bulunurken, bugün köy terk edilmiş; daha doğrusu terk ettirilmiş, korku filmleri sahnesine konu olacak durumda.

Sadece Dereköy değil, pek çok yerde terk edilmiş bir çok taş ev görebilirsiniz. Ama neden?

Şirinköy- cezaevi

1942 de ki Varlık yasasıyla zaten zor duruma düşen azınlıklar, burada özellikle Rumların durumu ve Kıbrıs meseleleri ilk fitili yakanlar olmuş. Rum okullarının bir açılıp bir kapanması da sorun oluyor elbette. Sonrasında Türk nüfusun ağırlıkta tutulması için Rumların bir kısmı göçe zorlanmış. Türklere has zanaatları yapmaları yasaklanmış.

Dereköy’ ün aşağısında bulunan Şirinköy’ e hapishane kurulmadan önce zeytinlik alanlar kamulaştırılır, devlet pek çok Rum malına el koyar. 1970 de adanın adı İmroz’dan Gökçeada’ya çevrilir.

Şirinköy’ e kurulan yarı açık cezaevi mahkumları geceleri hapishanede kalıyor, gündüzleri ortalıkta dolaşıyor, tarlalarda çalışıyordu. Hapishanede ki çoğu mahkum cezasının çoğunu önceden çektiğinden, yarı açık ceza evine konulmuştu güya. Mahkumların çoğu tecavüzcülerden, katil ve hırsızlardan oluşuyordu ama. Adalıların söylediklerine göre bu son bomba olmuştu. Bütün adanın huzurunu kaçıran, saldırgan mahkumlardan sonra Rumlar bir anda yoğun şekilde göç etmişler, Yunanistan ve diğer ülkeler araya girdiyse de sorunu çözememişlerdir. (Bugün o hapishaneler, saman ambarı ve tarım aracı deposu gibi kullanılıyor).

İlle de İmroz

Mahkumların ve devletin kontrol etmediği insanların, yaşlıların ellerinden zorla tapularını alması, 3 kuruşa “ikna edip” mal varlıklarını gasp etmesi, Rum okullarının kapanması (bugün adada 1 lise 1 ilkokul ve 1 ortaokul var) gibi daha pek çok kötü olay sonucu Afrika’dan Avustralya’ ya kadar dağılan Rumlar; Türkleştikleri düşünülerek Yunanistan’da, Yunan oldukları düşünülerek ya da Rum oldukları için Türkiye’ de zulme uğramışlardır. Fakat yine adalıların söylemlerine göre, nereye giderse gitsin İmrozluluktan vazgeçmemiş insanlar bunlar. Bütün bunlar yaşanmadan önce dünyayı da gezseler, çok iyi okullara, Avrupa’ya da gitseler ailelerine ve İmroz’a zeytincilik, hayvancılık, bal üreticiliği vb. işlerini yapmaya, hayatlarına burada devam etmeye gelirlermiş.

T.c. pasaportundan vazgeçmeyen, “bizim toprağımız burası, Türk tebaasıyız biz” diyen barbaların adası. Hatta yabancı futbolcular konuşulurken, “onlar buralı değil, burada ki yabancıları (Türklere yabancı ama onlar için kendileri, Ermeniler ve diğer azınlıklar yani Türk vatandaşı, Türk tebaası) daha doğrusu buraya ait ama Türklere “gavur” olanları alırlardı eskiden muhabbetleri.

Adada ne yazık ki bütün bu acıların izleri hala duruyor. Hasrete dayanamayıp bir şekilde dönen de olmuş, hasretlik ölen de. 6- 7 Eylül den etkilenmemiş ama bir ömür 6- 7 Eylül’ü yaşamış bir ada, bin can. 

Şimdi Gökçeada’yı hem gezmek hem anlamak isterseniz; Gökçeada tarihi rehberini, şuradaki gezi rehberiyle eşleştirebilirsiniz.

Pınarbaşında bulunan Gökçeadanın 6 büyük çınarından en yaşlısı, 625 yılın şahidi

Paylaş


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir