Hem gezgin hem yerli olmak. İşte bütün mesele bu!

SARIYER SERİSİ 1: GARİPÇE,RUMELİ FENERİ,RUMELİ KAVAĞI

SARIYER SERİSİ 1: GARİPÇE,RUMELİ FENERİ,RUMELİ KAVAĞI

Sarıyer: Hem Uzak Hem Yakın

İstanbul’u neresinde oturduğunuza göre Sarıyer’in uzaklığı ya da yakınlığı değişir. Daha doğrusu her yer için elbette ki böyle ama Sarıyer ya da Beykoz gibi ilçeler hep daha bir uzak gelir ve yine bence en güzel ilçeler de yine onlardır. GARİPÇE RUMELİ FENERİ RUMELİ KAVAĞI ile başlayan Sarıyer serisi çoktandır düşündüğüm ancak Koç’un Rumeli feneri kampüsüne geçince icraata geçtiğim bir seri. Devamı gelecek…

Garipçe

Kalenin pencerelerinden birinin manzarası

Küçücük bir köy. Sahilde balıkçılarda oturabilir ya da sahile doğru yürürken yol üstündeki küçük standlardan patlıcan reçelinden, süt reçeline uzanan reçellerden veya incik boncuktan alabilirsiniz. Köye sahile doğru yürüdüğünüzde manzaraya bakarken fark edeceğini üzere Rumeli Feneri le arasında kalan kısmın daha ıssız fakat daha temiz bir denize sahip olduğu, bir noktasından denize girilebiliyor.

Bir de Garipçe kalesi var ancak bitik durumda. Daha önce biraz ilgilenilmiş gibi olmuş ama hiç bir çalışma yok. Ortalığı pislik götürüyor. Mahvolmuş bir yapı. Ta Cenevizlilerden Osmanlılara ayakta kalmış ama sonra duvarlara yazıp çizen, kırık camlarını etrafa saçan insanların eline kalmış. 15. yüzyılda yapılan ve Garipçe’nin özelliği olan hem Karadeniz hem Marmara’ya ait olma pozisyonunda Karadeniz kısmına hakim olan kalenin alt katları çöplük içinde, üstüyse harabe. Karşısındaki tepede bulunan gözetleme kulesine nasıl gidilebildiği bile meçhul (kişisel araç olmadan). 3. köprü geldi diye değerlenecek dedikoduları dönse de yapı çok zarar gördüğünden nasıl bir şey yapılabilir tartışılır. Çay bahçesine çevrilmesinde.

Geneli böyle kalelerin; bakımsız, yıpratılmış, pis, gittikçe daha da yok olmakta

Bir de yeme içme konusu var. Biz açık büfe kahvaltısı olan, mıhlama, menemen vb. de yapan Asma altı isimli kahvaltıcıya gittik. Oldukça popüler bir yermiş ve de gayet kalabalıktı. Çeşit  bol olduğundan zengin görünse de aslında çoğu bildiğimiz sıradan markaların ürünleri; sıcaktan, beklemekten solmuş yeşillikler vs. Hayır tatları kötü değildi ama “aaa şunu da nasıl yapmışlar ya” denecek hiç bir şey yoktu. Bir de çok pahalı. Açık büfe de bir çatalda yesen bir tencerede, aynı fiyat orası tamam bir şey demiyorum ama normalde 30 tl olup hafta sonu 40 tl yapılan kahvaltıda hiç değilse yöresel bir kaç bir şey olsaydı ya da sokaklarında ev yapımı reçeller satılan bir yerde o reçeller kullanılsaydı. Deniz manzarası da olmadığına göre herhangi bir yerle kıyaslayınca aman aman bir artısı yok. Ta kahvaltı için gitmeyin oralara. Ama gitmişken acıkırsanız, bir bakarsınız.

Rumeli Feneri

Kaleden Fenere bakış

Rumeli Fenerinde bizim sadece çay içmek için vakit bulduğumuz ancak yine açık büfe kahvaltı sunan deniz manzaralı Menekşe Bahçesi ve balıkçıların övüldüğünü duyduk ancak gittiğimizde hem aç değildik hem de zamanımız kısıtlıydı. O yüzden yeme içme konusunda söyleyebileceklerim ancak bu kadar . Fakat Garipçe, Rumeli Feneri ve Rumeli Kavağında bulunan balıkçılarda çoğunlukla alkol bulunmuyor haberiniz olsun.

Rumeli Fenerinde limana doğru inerken sokakları dolaşıp öyle inelim deyip fener durağında (son durak kale caddesi idi) indik ve sokakları dolaştık. Açıkçası Rumeli Fenerinin sokakları ve meydanı daha keyifli geldi bana, limanı da giremesek bile (balıkçı tekneleri hep) seyretmesi keyifli bir yerdi. 

Ne yazık ki artık akmıyor, kimse ilgilenmiyor

Fenerin kendisine gelince. Gidince kapısının açık ancak sadece giriş katına girilebildiğini göreceksiniz. Hemen önünde bulunan Sarı Saltuk dede hatırına yaptırılmış çeşmeden tahmin edebileceğiniz üzere Sarı Saltuk dedenin türbesi bulunan fenerde sadece bu kısma girebiliyorsunuz. Fenerin bulunduğu noktadan manzara yine de çok güzel. Sarı Saltuk dedeye ve fenerin hikayesine gelirsek:

Hacı Bektaş Veli ile İslamiyeti yaymaya çalıştığı söylenen, Hz. Ali’nin soyundan gelen, Baba Mansur diye de anılan ve asıl adı Şerif Hızır olan bir dede, fenerin girişinde de türbesi bulunmakta. Sarı Saltuk dede ve Saltuklular hakkında daha fazla bilgi için tık tık.

Fener için önemiyse 1700’lere yani fenerden öncesine tarihlenmesi. Türbeye yakılan mumlardan yani Sarı Saltuk dede sayesinde tekneler yolunu bulurmuş. Hala da balıkçıların denize açılmadan önce uğradığı yer.

 

Rumeli Feneri, Kırım Savaşında Fransız ve İngiliz gemilerinin Boğaz ve Karadeniz’i daha rahat kontrol etmeleri için yapılmış. Zaten fener Karadeniz’in boğazla ilk buluşma noktası. Daha sonra da Fransızlar tarafından işletilmiş (Anadolu feneri ile birlikte) ve daha sonra ellerinden alınmıştır.

 

Kale

Kaleye giriş

Rumeli Feneri kalesi, Garipçe’dekiyle kıyaslayınca üst kısımları daha sağlam kalmış fakat içi yine mahvolmuş haliyle muhteşem bir manzaraya bakıyor. Rumeli topçu kalesi olarak geçen kale Rum bir mimar tarafından 18. yüzyılda inşa edilmiştir. Yine Kırım savaşı zamanında Fransız ve İngilizleri gözleyebilmek için kullanılmıştır.

Kale dışarıdan çok kötü durumda gözükmediği halde içine girilince ve biraz gözlemleyince nasıl bitap olduğu net. Üstelik elbette yine duvar yazıları, çöpler, yiyecek artıkları ve pis kokulara kurban olmuş. İstanbul’da böyle harap edilen çok yer var. Acaba şöyle güzel bir İstanbul Kent Arkeolojisi projesi olsa, biz de dedeye sahip çıksak güzel olmaz mıydı?

Rumeli Kavağı

Sarıyer iskelesinden yarım saatte yürüyerek Rumeli kavağına vardık. Özellikle yürümek istedik çünkü yol biraz uzun ve hava da sıcak olmasına rağmen yol üstünde ki manzara da buna değerdi. Yol üstünde göreceğiniz pek çok eski yalı, köşk, apartman, eskiden beri orada olan insanlar, Rum evleri… Hatta vaktiniz varsa bir kaç sokağa da dalın çıkın öyle yürüyün. Bir de yol üstünde Telli Baba durağının orada ki restoranlar denize karşı kahvaltı için iyi birer seçenek.

Mesela yol üstünde bol bol eski Rum evleri; sarmaşıklı, güzel balkonlu evler var

Kavağa vardınız. Zaten küçük yer. Sokakları şöyle bir dolaşın, oldukça şirin. Meydan tarafından balıkçılarda yemek yiyebilir, sahil tarafında çayınızı, kahvenizi içebilirsiniz. Tatil beldesi gibi bir yer düşünün. Zaten az daaha yürüyünce Elmas kumu ve Altınkum plajları. Girişler 15 tl, şezlong ve şemsiye dahil. Yalnız tavsiyem sakın kişisel arabayla gitmeyin. Hem alan az hem dar. Çok eziyet çekersiniz. Sık sık otobüs ve minibüs bulunuyor zaten.

Ulaşım

Kişisel arabanızla gitmiyorsanız Fener ve Garipçe için en kolayı Hacıosman’dan otobüslere ya da Sarıyer’den minibüslere binmek. Kavak için yazıda da bahsettiğim gibi Sarıyer iskeleden yürümenizi ancak yorgunsanız yine otobüs ya da minibüsü öneririm (Sarıyer’den ya da Hacıosman’dan).

GARİPÇE RUMELİ FENERİ RUMELİ KAVAĞI hakkında soru ve yorumlarınızı aşağıya bırakabilir, İstanbul’la ilgili diğer postlar için linke tıklayabilirsiniz 🙂

Rumeli Kavağının her yerinde, evlerin kapı eşiklerinde bile kurutmaya bırakılmış balıkları göreceksiniz

 

Paylaş


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir