Hem gezgin hem yerli olmak. İşte bütün mesele bu!

HARİTADA BİR YERDİ: PORTO!

HARİTADA BİR YERDİ: PORTO!

Kuzey Portekiz serisine PORTO şehri ile devam. Rio Duoro nehriyle bölünmüş, bir ucu okyanusa varan Portekiz’in Venedik’i ya da İtalya’nın Porto’su. “Mutlaka görün, ay Lizbon‘dan güzel vs vs.” yi dinleyip dinleyip beklentinizi yükseltmek yerine yerinde görüp, hangi şehrin hangi kısmını sevdiniz, neyini beğenmediniz kendiniz karar verin. Bana kalırsa nasıl şehirleri sevdiğinize bağlı. Bir de her beğendiğiniz şehir “yaşanacak şehir” diye bir şey yok. (Porto hakkındaki yorumlar, duyumlara istinaden böyle bir açıklama yaptım ama kafanızda olumsuz bir şey de oluşmasın, ben çok seviyorum ❤).

Görülecek Yerler, Kaybolunacak Sokaklar

Nova Gaia dan Ribeira

Ben genelde şehrin neresinde kalıyorsam ona göre program yaparım, bazen iki farklı noktada kalırım, Roma‘da olduğu gibi. Ama bu sefer benim gibi Portekiz‘de Agh yapan gönüllülerin evinde, Gondomar’da kaldım (Tam olarak Porto içinde değil ama dışı da değil, ulaşımı da kolaydı.). Bu yüzden rotayı birbirine yakın noktaları aynı günlere koyarak birleştirdim.

Önce turistik ve merkezi yerlerden başlayacağım. Bolhao metro durağını merkez alarak başlarsak, Mercado Bolhao’dan çok güzel sandviçler, pasteis de nata alarak yolluk yapıp başlayın yürüyüşe. R. de Fernandes Tomas caddesinden devam ederek önce Trindade kilisesinin oraya çıkabilirsiniz. Kilisenin mimarisinde bulunan heykeller ve oymalar epey etkileyici. İçi de sade ama ihtişamlı. Kiliseden aşağı yürümeye başladığınızda Avenida dos Aliados bulvarına çıkmış olacaksınız ki en meşhur yol ve meydan burası Porto’da. Yol üzerinde süs havuzunun etrafında, heykellerin çevresinde oturan insanlar, kalabalık, göreceğiniz tarihi binalar çok keyifli. Liberdade meydanına kadar indiğinizde pek çok turist kafilesi görmeniz de mümkün. Daha sonra iki seçeneğiniz var. Ya Sao Bento tren istasyonuna sapın ya da Clerigos yolu üzerinden meşhur Clerigos kulesi ve kilisesine ulaşın. Bu arada meydana inerken Aliados metro durağı çevresini de dolaşmak isteyebilirsiniz. Belediye tiyatro binasına mutlaka göz atın. 

Clerigos’a Saparsanız

Önce kiliseyi görüp sonra sıkı bir merdiven çıkmayla kuleyi görün. Şanslıysanız kilise konserlerinde  birine de denk gelebilirsiniz. Seslendiren kadın muhteşemdi. Balkonlardan söylüyor, aşağıda org çalıyor, biz de yan balkonlardan dinliyorduk. Kulenin tepesinden Porto gayet güzel görünüyor, öyle bir İstanbul ayaklarımın altında manzarası değil ama çok güzel bir şehir manzarası göreceksiniz. 

Arkasından hemen yakınında bulunan kafelerde takılabilir ve aşağıda bahsedeceğim Lello kütüphanesine uğrayabilirsiniz ki mutlaka yapın derim. Kütüphaneye değinmeden önce meydan ve çevresinden bahsetmek istiyorum. Aslan heykellerinin olduğu meydan ve süs havuzunun çevresi genellikle genç nüfus ağırlıklı. Fakültere yakın olması başlıca sebeplerinden biri ama meydanın kendisi de çekmeye yetiyor insanları. Meydan ve çevresinde sokak sanatçıları, heykeller, enstalasyonlar göreceksiniz (öğrenciler tarafından yapılan da var sanatçılar tarafından yapılanda). 

Livraria Lello

Lello alt kat ve taşıma rayları

Aşağıda kütüphaneyi görünce neden Harry Potter’ın aklınıza geldiğini açıklayacağım ama önce kendisinden bahsedelim. The Guardian’da dünyanın en iyi 10 kitapçısı arasına girmiş Livraria Lello. Öncelikle biletleri iki dükkan yanındaki mini kitapçıdan 4 euroya alıp öyle giriyorsunuz. Eğer kitap satın alırsanız bu 4 euro kitap fiyatından düşülüyor, yani biletinizi geziniz bitene kadar kaybetmeyin. Sırf turistik geziye gelip, hiç kitap almayanlar yüzünden bu çözümü bulmuşlar. İlk katta yerlerde greceğiniz raylı sistem kitapların nakli için. Arkada kitapçının kurucularının (Lello kardeşler, 1881) büstleri ve Lello’nun deposu var. Üst katta çocuklara masal okunan bir taraf var. Diğer kısım yine alt kat gibi raflarca kitap. Her yerde pek çok farklı çağa ait kıyafetleri dekor olarak göreceksiniz.

Lello da masal bölümü

Kitapçının alt katında (size verecekleri yönlendirme broşüründen görebilirsiniz) kitapçıda ki en eski kitaplar için ayrı bir bölüm var. Üst katta, tavan ve pencerelerde farklı tasarımlarda desenli camlar göreceksiniz. Her biri ayrı konu çıkarır. 

Merdivenlere gelince. Yılın en erotik mimarisi ödülü (linki bulamadım bu sefer :() olan kitapçının ödülü almasını sağlayan o merdivenler işte. Gerçi mimarisi başlı başına harika. Art Deco/ Art Nouveau ve Neo-gotik olarak tanımlıyor kitapçı tarzını.

Ayrıca kitapçının pencerelerinden (üst kat) baktığınızda sokakta yerde olan yazıları bütün olarak görebilirsiniz. Hemen karşısında üzerinde Jose Saramago’nun da resminin bulunduğu küçük bir karavana bekleyen ve dekor olarak orada bulunan aracı göreceksiniz (daha çok tekerleksiz mini bir karavan gibi, içine girilmiyor, belki karavanımsı bir şey bile değil). 

Harry Potter Mevzusu

J.K. Rowling, Portekiz’de bir kaç sene yaşamış, bu süre içerisinde Harry Potter’ı yazmaya devam etmiş ve ciddi şekilde Portekiz’den etkilenmiştir. Anlaşılan film ekibi de öyle. Çocukların Diagon Alley’de kitap alışverişi yaptıkları kitapçıya ve merdivenlere özellikle bir daha bakın Lello’ya gitmeden önce (J.K. Rowling kitabın bir kısmını burada yazmış. Portekiz’e 36 sene başkanlık etmiş faşist diktatörün adı Antonio Salazar. Gidince konuyla ilgili çok daha fazla detay fark edeceksiniz. Harry Potter konusuna yakında çıkacak Coimbra postunda yeniden döneceğiz.

Yeniden Sokaklar

Rosa Mota ve Kristal Park

Madem batı tarafından gidiyoruz şehrin, merkezi yerlere dönmeden önce uğrayabileceğiniz güzel bir kaç nokta daha var. Crystal Palace Park dedikleri kısma (parkın içinde gezmenizi ve biraz dinlenip keyif yapmanızı öneririm) giderken sokaklarda kaybolun, yerli halkı görün derim (Cedofeita bölgesi). Bu sırada yol üstünde ufak tefek parklar, tarihi binalar da göreceksiniz. Ayrıca parkın kendi güzelliği dışında, çevresinde Romantizm müzesi ve içinde farklı etkinlikler yapılan Rosa Mota pavilyonunu göreceksiniz. Miragaia bölgesi denen bu kısmı biraz daha hipstar (bildiğimiz gibi değil de daha salaşı diyebiliriz) bulabilirsiniz. Ara sokaklara dalarsanız ne yazık ki benim not etmeyi unuttuğum güzel kafeler göreceksiniz. Burası gidebileceğiniz en batı nokta sayılabilir, ondan sonrası biraz dışına çıkmaya; ya da birdenbire yerlisi olup gördüğünüz ilk iş yerindeki masaya oturup mesaiye başlamaya sebep olur (lokal noktalardan evet ama baya bildiğiniz Ankara Tunus caddesinde ki iş yerleri misali).

Doğu Yakasına Dönecek Olursak, Sao Bento’ya Sapsaydınız

Hep nostaljik hem hala dimdik ayakta, Avrupa stili dedikleri desenli fayansları (bizim çini olayıyla karıştırmayın, tasarım farklı. Azulejos (Portekiz’e özgü olan) dedikleri tarzda ise bu tarz betimlemeler değil simetrik, floral desenler olur ve ağırlıklı mavi tonlarındadır.) Tren garını, tasarımını içinize sindirdikten sonra Batalha meydanına doğru yürüyüp biraz daha getto taraflarını görebilirsiniz şehrin. Meydanın yakınında olan St. Ildefenso kilisesini görüp soluklanmaya Majestic Cafe’ye (Porto’nun hatta Portekiz’in en meşhur mekanlarından biri, tamam dekor kendinizi bir sarayda vals yapmak üzereymiş gibi hissettiriyor, tatlar da güzelmiş ancak o paraya değer mi bilemedim. Ününün de ekmeğini yiyor baya (elbette kısıtlı bütçeyle bahsediyorum)). Kafenin etrafında ki sokakları da dolaşarak hem eğlenmek, hem bir şeyler yiyip içmek hem de alışveriş için pek çok alternatif bulabilirsiniz.

Majestik Cafe

Sonrasında yine Trindade ya da Bolhao tarafına yönelip, Porto merkezinde sokaklarda kaybola kaybola (haritada gösterilen Porto yazılı ana kavşak merkezinden değil, gezilecek yerler olarak bahsettiğimiz merkezden söz ediyorum ki lokaller de öyle tercih ediyor) Porto katedraline kadar inin. Pelourinho anıtının da bulunduğu geniş avlusunu ve çevresini dolaştıktan sonra aşağıda gördüğünüz nehre doğru eski Porto yani Ribeira bölgesine inebilirsiniz.

Ribeira

Luis 1 köprüsü

Porto’nun en İtalya ile benzeştiği bölgedesiniz artık. Hangisi daha güzel kendiniz karar verirsiniz. İkisi benim favori ülkelerim için de ilk iki de olduğundan ben hala çok kararsızım. 

Baktınız artık bir yanda Rio Duoro nehri, bir yanda okyanus, ortada iki katlı hem yayalar hem arabalar için yapılmış devasa köprüye geldiniz; artık Ribeira’dasınız. Tabi mutlaka yukarıdan aşağı inerken ara sokaklarda kaybolmadan inmeyin. Daracık, rengarenk sokakları, evleri görüne neden Venedik’e benzettiklerini anlayacaksınız. Bana kalırsa önce sokak çalgıcılarından hangisini daha çok sevdiyseniz, ona yakın bir banka ya da kafeye oturup, bir şeyler yiyip için. Sonra şöyle bir yürüyüş yapın kıyıda, isterseniz tekne turu yapılan noktalar da var. Daha sonra 1. Luis köprüsünden karşı kıyıya geçin. 

Karşı tarafa Nova Gaia diyorlar ve bence kesinlikle Porto’da kalınabilecek noktalardan biri. Çok keyifli bir yer. Karşıa geçip sandallara doğru yürüyüp sahil boyu keyifli bir yürüyüş yapar, sonra da şarap mahzenlerini ziyaret edebilirsiniz. Aynı zamanda üretim yeri olanları var. Sokakta tezgahlardan incik boncuk, hatıra eşya alabilir, çoğu mekanda gayet güzel şaraplar içip takılabilirsiniz.

Diğer yöne yürürseniz (benim yapmaya zamanım olmadı, bence mutlaka yapın), okyanusa doğru gider, mis gibi Porto plajlarında deniz, kum, güneş tatili ile sonlandırırsınız.

Şarap Mevzusu

Şarap Mahzeni: Ferreira

Porto şarabını markette de bulursunuz, gidip illa mahzenlerden, gift shoplardan almanıza gerek yok. Marketlerde çok uygun zaten ve çok kaliteli. Porto şarabı normalde çok tatlı, o yüzden ben pek sevmiyorum. Tatlı sevenlerdenseniz beyaz ya da ruby dedikleri kırmızıdan, rose seviyorsanız rose ya da benim gibi daha az tatlı, daha alıştığımız şaraplar tarzı bir şey arıyorsanız tawny dedikleri türden alabilirsiniz (o bile tatlıydı benim için). Bekletme tarzları, kullanılan meyve vs. ye göre isimlendiriyorlar.

Ne Yenir, Ne İçilir?

Francesinha

Francesinha ya da nam-ı diğer çorba içi sandviç. Aslında öyle değil, iki üç farklı etin bulunduğu bir sandviçi domatesli bir sos tabağına koyup, üstüne de bir yumurta yerleştiriyorlar. Bence gayet lezzetli ama bana çok o kadar et.

Bütün Portekiz’de olduğu gibi deniz mahsülleri ve bol bol farklı şarap deneyin (Porto şarapları haricindekileri de). Portekiz mutfak kültürü ve yenmesi, içilmesi  gerekenler için tık  tık.

Ulaşım

Porto içinde:

Metro ve otobüsleri kullanacaksınız. Aslında her yere yürüme de ulaşabilirsiniz. Ama uzak bir yerde kalıyorsanız ya da bir uçtan bir uca gidecek ve yorgunsanız kullanırsınız. Her ikisi de çok geç saatlere kadar var. Sabah erkenden de başlıyor. 

Porto’ya gelmek için:

Türkiye’den Porto’ya direk uçuşlar mevcut. Portekiz içinde bir noktadan tren ya da şehirler arası otobüsle de ulaşabilirsiniz. En büyük ve en talep gören şehirlerden biri olduğu için sıkıntı çekmezsiniz bu konuda.

Kuleden Porto

Portekiz ile ilgili merak ettikleriniz ve yorumlarınız için aşağıya yazabilir, diğer Portekiz ve Agh postları için yazı içindeki linklere tıklayabilirsiniz.

 

Paylaş


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir